Kafamda oluşturduğum veya tuttuğum takımın olmazsa olmazı 2 futbolcu: Ryan Giggs ve Roy Keane.
ROY KEANE
Roy Keane, şu ana kadar gördüğüm en çok hırs sahibi insan evladı. O hırsı zaman zaman tekme ve tokat olarak rakip futbolculara yansısada, kanaatimce mevkisinde en iyi olmasının nedeni "iki dakka dur be adam" dedirten cinsten enerjisiyle beraber bu hırsıdır. Ama belki de o hırsının uzantısı olan dilinin kemiği olmaması, Kırmızı Şeytanlar'daki kariyerine nokta koyan şey oldu. Sonra soluğu Celtic'de aldı. Ve kariyerini bir Man Utd-Celtic maçıyla noktaladı. Vieria filan hak getire, bu adam orta sahayı silip süpürürdü. Fergie, onun açığını hala kapayabilmiş değil.
RYAN GIGGS
08 Ağustos 2007 Çarşamba
Red Devils
oyuncu quaqua dakika: 11:10 0 gol
Asistler: manchester united, roy keane, ryan giggs
06 Ağustos 2007 Pazartesi
Kale Duvarları
Nankör meslek kalecilik derler ya. Hakikaten katılmaktayım. Aforoz edilme ihtimali en yüksek mevki. Yalnız adam mesleğidir bir bakıma. Ama karizması da cabası.
Zamanın Alman ekolü olan alt-üst takım halindeki adidas kaleci formaları, 94 Dünya kupasında kendi formasını dizayn eden Meksika kalecisi Campos, kafadın kırık İsveç kalecisi babam kılıklı Ravelli ve de sansasyonel Güney Amerikalılar Kolombiyalı Higuita, Paraguay'lı Chilavert. İlk aklıma gelenlerden kalecilik deyince...
Ama esas klas kalecilerden söz açıldığında, Alman ve İtalyan'lar üzerine tanımam arkadaş. Alman tarafında Bodo İllgner, Andreas Köpke, Tony Schumacher, Oliver Kahn 80'lerden günümüze yayılanlar...
İtalyanlarda ise buna karşılık Walter Zenga, Gianluca Pagliuca, Angelo Peruzzi, Luca Marchegiani ve tabii ki Gianluigi Buffon kendi ekollerinin en iyileri denebilir.
Hollanda'lı Hans Van Breukelen'i ise ayrıca sevip sayardım. Hehe moruk burukelen.
Şimdi 90'lar başlarında kalelerine set çekmiş birkaçını mercek altına almak istiyorum...
Sergio Goycochea(Arjantin)
El Goyco, 3. kaleci olarak katıldığı 90 Dünya Kupası'yla penaltı katili olarak tanındı.Yarı finaldeki İtalya maçında Serena ve Donadoni'nin penaltılarını kurtararak dikkatleri çekti.Yine penaltılara kalan Almanya maçında az kalsın bir iki penaltı daha çıkarıyordu.Lakin kaderi hep yedek olmaktı.O zamanlar oynadığı River Plate'de de,94 Dünya Kupasında da yedek klübesinde takıldı.Bir ara Galatasaray'la dirsek temasındaydı.Eşcinsel bile olduğu iddia edilmişti.
Tony Meola(Amerika Birleşik Devletleri)
90 ve 94 Dünya Kupalarının ABD kalecisi. Hafiften şişko, kızılderilili kanı taşıyan ve at kuyruğu sahipi Meola, özellikle 94'te kendi evlerinde oynadıkları Dünya Kupası'nda takımının ikinci tura yükselmesinde, kızıl keçi Lalas ile birlikte rol sahibi oldu. Özellikle karşı karşıya pozisyonlarda bayağı iyiydi hatırladığım kadarıyla. Bir ara İngiltere'de 2. ligde oynamışlığı vardır. Bu da hep Galatasaray'a gelirdi. Sonradan yerini eski GS'li Friedel'e kaptırdı. Şimdilerde kendi müzik grubunda davul çalıyormuş.
Bodo Illgner(Almanya)
İşte gerçak anlamda first class bir kaleci var karşımızda. Bire birde geçmek neredeyse imkansız, uzaktan atılan şutlarda ve yan toplarda tam bir duvar. 90 Dünya Kupasının şampiyonu efsane Batı Almanya takımının kalecisi. Önünde Brehme'lerin, Köhler'lerin, Buchwald'ların olması büyük şans lakin bu adam onlar olmasa da büyük kaleciydi. Yarı Final'de İngiltere maçında Waddle'ın penaltısını kurtararak takımını finale taşır. Yıllarca Almanya'da Köln takımıyla yılın kalecisi seçilir. 91 yılında da Avrupa'da yılın kalecisi seçilir. 96'da Heynckes tarafından Real Madrid'e alınır. Burada 2001'e kadar, son dönemlerinde sakatlıklarında verdiği etkiliyle kovalaşan bir portre çizer. Ardından yedeği Köpke bayrağı devralır milli takımda.
Gianluca Pagliuca(İtalya)
Cantona'nın kaleci versiyonudur. Yakalarını hep dikleştirir. Hep kısa boylu zannederdim ben ama 1.90 boyu varmış adamın. 94 ve 98 Dünya Kupaları'nda İtalya Milli Takımının kalesini korumuştur. 94'tekinde kırmızı kart görerek Dünya Kupaları tarihinde ilk kırmızı kart gören kaleci ünvanına kavuşmuştur. Aynı kupadaki Brezilya ile oynanan finalde uzaktan gelen bir şutu tutayım derken topu elinden kaçırmış ve top direğe vurup geri gelmişti. Gianluca'da gidip öperek teşekkür etmişti direğe. Inter'de oynadığı dönem en parlak yıllarıdır. Serie A'da en çok oynayan kaleci ünvanını Dino Zoff'dan almıştır. 40 yaşında olmasına rağmen halen Ascoli kalesini müthiş bir kovalıkla korumaktadır. Bu ne ısrar anlamadım gitti.
Jorge Campos(Meksika)
Bu listedeki en sansasyonel isim kesinlikle. 1.75 boyundaki, Meksika Milli takımının nerdeyse en kısa oyuncusu olmasına rağmen kendi hazırladığı rengarenk formalaraıyla hafızalardan silinmeyecek adam. Delilik konusunda Higuita'dan bir iki gömlek alttadır. Futbola forvet olarak başlamış ve oynadığı ilk sezonda 14 gol atmıştır. Sonrasında kaleciliği tercih etmiştir. Umulmadık anlarda çalıma kalkışır, delinin önde gidenidir. Bir kaleci olarak 9 numaralı formayı giyerdi. 94 Dünya Kupası'nda da boy göstermiştir. 97'de oynadığı takımda kaleci olarak başlayıp, forvet olarak bitirdiği maçta röveşatayla bir gol atmışlığı vardır.
oyuncu quaqua dakika: 09:34 3 gol
Asistler: bodo illgner, jorge campos, sergio goycochea
05 Ağustos 2007 Pazar
Fowler is God

Liverpool ve dolayısıyla Kop'un ona, onun da Liverpool'a ihtiyacı vardı. Anfield'daki "uuuu", "vuuu" efektleri o olmadan, desibeli ne kadar yüksek olursa olsun biraz tatsızdı. Baros'lar, Luis Garcia'lar, Cisse'ler geldi geçti ama tanrı çoktan terketmişti o civarı.
Ve 2006 yılında beklenen geri dönüş gerçekleşmişti. Fulham maçıyla da gollerine tekrardan başladı Robbie. Crouch gibilerin el üstünde tutulduğu yerde, bu adamın daha da yukarıda tanrı mertebesinde olması gayet normaldi.
Ne yazıktır bu geri dönüş çok kısa sürdü ve bu sezon Galler yollarına düştü kendisi. Cardiff'le sözleşme imzaladı. Muhtemelen de son durak olacak gibi burası.
Unutulmaz bir kaç başlık sıralayalım onunla ilgili...
- 99-00 sezonunda Everton maçı sırasında gol attıktan sonra uyuşturucu kullandıkları iddia edilen bir kaç Everton futbolcusuna ithafen yere eğilip, beyaz saha çizgisi üzerinde kokain çekermiş gibi yaptı. Bu hareketi sonucu ceza aldı ve halihazırda heç maçta gol attığı Everton'un taraftarlarınca iyice nefret edilir oldu.
- İngiliz futbol sahalarında artan ırkçılığı protesto amacıyla sahaya suratını siyaha boyayarak çıktı.
- Dönemin Chelsea'li oyuncusu Greame Le Saux'ya kitap okuduğu, tiyatroya gittiği ve müze gezdiği için "ibne" yakıştırması yaptı. Tabii ki yine ceza aldı.
- Bir maçta golunü attıktan sonra ayağı kayıp yere düşen hakemin üstüne gülerek atlar, diğer takım üyeleri de Robbie'yi izleyip aynı yola başvurmak kaydıyla hakemi de gol sevincine dahil ederler.
- Robbie yine golünü atar. Saha kenarına doğru koşup gol sevincini yaşarken bir taraftar kendine doğru koşup bu sevince dahil olmak ister ancak bir polis taraftarın üstüne çullanır. Bunu gören Fowler'da polisin üstüne çullanır ve boğuşurlar. İşte böyle bir delidir kendisi.
- 28 Aralık 1994'te Arsenal-Liverpool maçında 4 dakika 32 saniye içinde 3 gol atarak efsanevi bir rekora sahip olur. Ne güzel bir yılbaşı hediyesi öyle.

- Norveç'in Brann Bergen takımı ile oynadıkları maçta attığı golden sonra formasını çıkarır Robbie. O da nesi: "İşten çıkarılmış 500 liman işçisini işe geri alın" diye yazan bir t-shirt giyerek, o dönemde grevde olan liman işçilerine olan desteğini cümle aleme duyurmuştur. O sadece bir futbolcu değildir. Ceza yemesi tabii ki onu durdurmayacaktır.
- Eski takım arkadaşı McManaman'la iki adet yarış atı almışlardır zamanında. Birinin adı Some Horses, diğerinin adı ise Another Horse'dur. Sanırsam yarış spikerine kolaylık olsun diye böyle bir yola başvurmuşlardır.
- Tarih 24 Mart 1997.Bir Arsenal-Liverpool maçı daha. Robbie ceza sahası içinde yere düşürülür. Hakem tereddütsüz penaltı noktasını gösterir. O da nesi, Robbie kafasıyla hayır yapar ve hakeme gidip itiraz eder. Kendisinin yere düştüğünü ve penaltı olmadığını söyler. Hakem kararını değiştirmez. Bunun üzerine topun başına geçen Fowler, tıngır mıngır bir vuşur yapar kalecinin üstüne. E tabi kalede Seaman kazmasının olduğunu hesap etmez. Seaman topu sektirir ve boşta kalan topu McAteer tamamlar, gol olur. Bunun üzerine Robbie bir güzel fırça çeker McAteer'a.
- Korner bayrak direğini mikrofon niyetine kullandığı ve bir rock star edasında tribünlere şarkı söyleyerek yaptığı gol sevinçleri hala hafızamdaki yerini korumakta.
- Liverpool'da geri dönüşünde gazeteler "Tanrı Liverpool'a döndü" diye başlık atar. Tıpkı ayrıldığında "Tanrı Liverpool'u terketti" dedikleri gibi.
- Geri dönüşünde sevincini "Her gün noel sabahına uyanan bir çocuk kadar mutluyum" diyerek belli etmiştir.
İşte böyle biri Robbie. Futbolun 22 robotla oynandığı günümüzde belki de en iyisi değildi. Ama kesinlikle en renklisiydi.
oyuncu quaqua dakika: 09:56 2 gol
Asistler: anfield road, liverpool, robbie fowler
04 Ağustos 2007 Cumartesi
Futbolla İçli Dışlı Filmler Vol. 1
Çocukken arsalarda sabahtan akşama kadar it gibi koşuşturup, evde bolcana Tsubasa'lar izlediğimiz yıllardı. Hoş bir ara Benjamin vardı, bir de adını hatırlayamadığım mavi saçlı çocuğun olduğu Striker adında bir çizgi film vardı. Gaza gelinip, buradaki hareketlerin çeşitli varyasyonları denenip kol bacak mosmor edilirdi.
Biz büyüdük futbol iyiden iyiye koca bir sektör oldu çıktı. Bu vesileyle sinema endüstriside bu altın yumurtlayan tavuktan payına düşeni almak için davranmadı değil hani. Son dönemde özellikle İngiliz holiganizmi sosuna bandırılmış senaryolarla epey karşılaşır olduk. Ama İngiliz futbolu da holiganıyla güzel kardeşim. Futbola "soccer" diyen adamı kim dövmez ki hem?
Hey sen, okuyucu! NTV'de şöyle brit-rock soslu Premier League maç jeneriklerini izlediğinde bir ergen kıvamında titriyorsan, Futbolla İçli Dışlı Filmler Vol. 1'i sakın ha görmezden gelme!
VICTORY(1981)


Maçı anlatan spiker amca ise İlker Yasin'vari taraflı anlatımıyla ayrıca kıl etmiştir beni. Bu arada orjinal senaryoda maçı kaybederlerse özgürlüklerine kavuşmak, kazanırlarsa kurşuna dizilmek varmış. Bizimkilerde maçı kazanıp, kurşuna diziliyormuş. Gayet vurucu olabilirmiş bence.
Neyse ne. İleriki günlerde bu dosyanın vol. 2, vol. x, vol. y'siyle karşılaşmanız kuvvetle muhtemeldir. Haberiniz olsun.
oyuncu quaqua dakika: 18:02 1 gol
Asistler: sinema, sylvester stallone, victory
best ve ben
- Tanrı tarafından özenle, sağlı sollu ataklar sonucu sihirli futbol yeteneğiyle kuşatılan Georgie, şu an hangi boyuttadır bilinmez. Lakin, bizim 3-boyutlu dünyamızdayken yaptığı ve ettikleriyle hayatı hep hat-tricklerle doluydu. Bir kaç kez ofsayta yakalanması bile onu pek durduramadı. Bildiğini okuyan ve "insan bir kere yaşar" mottosundan yola çıkarak hayatını dolu dolu yaşayan Best'e en çok faulu, rakip futbolculardan çok alkolizm yapmıştır herhalde. Bunun sonucunda da Manchester United'ta tavana vuran kariyerinde efsaneleşen 7 numaralı formasını da sırtından çıkarmak zorunda kalmıştır. Yeni Dünya'ya kadar taşınan futbol hayatı ise zamanla sahip olduğu hızlı arabalar ve Miss World'lerce ablukaya alındı.
- Ne olursa olsun. Herkes Pele'mi Maradona'mı tartışa dursun, tarifsiz büyüsüyle futbolun pop starı, nam-ı diğer "5. Beatle üyesi" tarafımca bu konumun tek sahibidir. Onu canlı izleyememin verdiği burukluk içeride bir yerlerde hep devam edecek sanırsam. Huzur içinde yat Belfast çocuğu...
oyuncu quaqua dakika: 02:05 1 gol
Asistler: ben, george best


